Arama
Andante Sayı 89
Kategori DERGİ/Andante
Firma Andante
Basım Yeri ve Tarihi Mart 2014
Tanıtımlar Bir süredir, Fazıl Say’ın global klasik müzik dünyasında gördüğü iltifatın dayanak noktaları üzerine düşünüyorum. Şimdiye dek yurtdışında Fazıl’ın çok sayıda konserine katıldım; onu sahnede izlerken gururlandım, gururlandıkça düşündüm ve zamanla bazı sonuçlara vardım. Fazıl’ın 1990’lı yıllardan beri en çok sevildiği ve konserlerinin ilgiyle takip edildiği coğrafyaların başında Orta Avrupa ülkeleri yani Almanya, Avusturya ve İsviçre geliyor. Bu üçlüye güneyde İtalya ve Batıda Fransa’yı da dahil edebiliriz. Ama Fazıl’ı bugün global klasik müzik endüstrisinin yıldızları arasına katan, özellikle Avrupa’nın ortasındaki bu ülkelerde verdiği sayısız konser ve yine bu ülkelerde çok ilgi çeken kayıtları.

Almanya ve Avusturya aynı zamanda klasik müzik sanatının yüzyıllar önce kurumsallaştığı topraklar olarak da öne çıkıyor. Bu müzik bu topraklarda icat edilmedi ama 17’inci yüzyıldan itibaren buradaki kültürün ayrılmaz bir parçası haline geldi; sistemleşti, kökleşti, gelenekselleşti. Tüm bunlar olurken de kaçınılmaz biçimde kalıplaştı, tartışılamazlaştı, müzelik bir sanat olmaya doğru evrildi. Bu topraklarda yaşayanların, klasik müzik söz konusu olduğunda, alışılmış yargılar ve kalıpların dışına çıkmakta daima temkinli olduklarını gözlemlemişimdir.

İşte Fazıl’ın özellikle Orta Avrupa ülkelerindeki muazzam başarısını, onun özgünlüğü ve hiçbir kalıba sokulamazlığı ile bu ülkelerde yaşayan insanların günümüzün sıkışmış klasik müzik ortamında özgün seslere ve yorumlara duydukları üstü örtük ihtiyacın bileşkesinde görüyorum. Yani demem o ki Fazıl, yorumlarının teknik ve ifade açısından sahip olduğu gücün ötesinde, yorumculuğunun kimselerinkine benzemezliği ve bu biricikliği sergilemekteki cesareti, özgüveniyle farklı sesler, görüşler arayan Orta Avrupa insanını cezbediyor. Fazıl’ın delişmenliğini, sahnedeki o kabına sığmaz hal ve davranışlarını, eseri yorumlarken insanlarda onları sanki ilk kez dinliyorlarmış duygusu uyandırabilmesini sevdikleri için her konserini dolduruyor, konserden sonra ise elleri patlayıncaya kadar alkışlıyor, çoğunlukla da ayağa fırlıyorlar.

En son geçtiğimiz yaz kendisiyle sohbet ettiğim Lucerne Festivali Genel Sanat Yönetmeni Michael Haefliger de Fazıl’ı çok seven ve takdir eden sanat adamlarının başında geliyor. “Fazıl fenomeni” hakkındaki görüşlerini merak ettiğim Haefliger de beni şaşırtmayıp, sanatçımızın özgür kimliği, ruhu ve yorumculuk anlayışından her zaman çok etkilendiklerini söyledi. Elbette burada tutarlılık çok önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor. Yani Fazıl ve onun gibi “egzantrik” olarak değerlendirilen yorumculara tanınan kredi sonsuz değil ama şu da bir gerçek ki sanat dünyasında etiketler çok önemlidir ve Fazıl da tıpkı bir zamanlar Ivo Pogoreliç’in sahip olduğu kabul edilmişliğe fazlasıyla mazhar olmuş durumda. Bu tip sanatçıların özellikle konser sahnesinde yaptıklarına, onların üzerlerine yapıştırılmış etiketler sayesinde, pek çok müzisyene gösterilmeyen bir müsamaha ile yaklaşılır. Fazıl’ın bu müsamahayı akıllıca kullanıp, ilerleyen yıllarda konser sahnesindeki yorumlarında sınırları yine de fazla zorlamaması gerektiğini düşünüyorum. Ivo Pogoreliç’in zamanla dayanılmaz hale gelen egzantrik ötesi yorumlarının kitleleri ondan uzaklaştırmasına şahit olduk çünkü.

Fazıl kendisine yönelttiğim soruları açık yüreklilikle yanıtladı. Bunlar, benim yanıtlarını ne zamandır merak ettiğim sorulardı; eminim içlerinde sizin de merakımı paylaştıklarınız çıkacaktır. Fazıl şu an her şeye sahip gözüküyor: Şöhret, servet, güzel dostluklar, mutlu bir baba-kız ilişkisi. Ama bir tek şeyin kendisinden esirgendiğine hayıflanıyorum, o da ülkesini yönetenlerin ona göstermesini beklediğim sevgi ve saygı. İçinde bulunduğumuz ortamı ve Fazıl’ın muhalif kimliğini düşününce, böyle bir ilginin olanaksız olduğunu anlayamıyor değilim elbette ama şunu da çok iyi biliyorum ki Fazıl ipler tamamen kopmadan önce kendisine bu hükümet tarafından yöneltilecek her türlü yardım, işbirliği ve destek elini ideolojik nedenlerle geri çevirebilecek bir sanatçı değildi. Çünkü Fazıl için aslolan her zaman için sanatı olmuştur ve kitlelerin sanatıyla doyurulması ve aydınlanması onun gözünde her türlü ideolojik zıtlığın üstündedir. Ama nerde Fazıl’dan yararlanmasını bilecek o hükümet? Hayatta her şeye sahip görünen Fazıl’ın en büyük şanssızlığını, kariyerinin zirvesine çıktığı şu dönemde, Batı kökenli sanatlara karşı mesafeli duran (hatta şu son dönemde yok edici bir siyaset güden) bir hükümetin yönettiği ülkede yaşamasında görüyorum.

Yine renkli bir sayı oluşturmaya çalıştık sizlere. 90’ıncı sayımıza bir kala aramıza yazar olarak bir eski, bir de yeni dost katıldı. Andante’yi ilk yılından itibaren takip edenler hatırlayacaklardır, Muzaffer Çorlu dergimizin kurucu takımı içinde yer alan ve gitar odaklı yazılarıyla hepimizin sevgisini kazanmış bir dostumuzdu. Çorlu sonraki yıllarda müzik yazarlığı ve gitaristlikten uzaklaşıp bir başka uzman olduğu alana, psikolojiye yöneldi. Son birkaç yıldır Belçika’nın Gent şehrinde müzik ve psikoloji alanındaki akademik çalışmalarını yoğunlaştıran Muzaffer ile bağlantımız hiç kopmadı. Ve günü geldiğinde kaçınılmaz biçimde sordum: Andante’ye yeniden yazar mısın? Muzaffer de özlemiş olacak ki dergisini ve müzik üzerine yazmayı, sorumu ikiletmeyip, Gent’ten izlenimlerini yollamaya başladı bu sayıdan itibaren.

Sevilen viyola sanatçımız Efdal Altun ise müzik dünyamızda bir fenomen olmaya doğru ilerliyor. Efdal’i Borusan Filarmoni daha sonra da Borusan Quartet’teki başarılarıyla takip ve takdir ediyorduk. Yakından tanıyanlar, Efdal’in muazzam taklit yeteneği ve mizah duygusunun hep farkındaydı. Ama onun bu alandaki yeteneğini yazıya bu kadar güzel ve zorlamasız dökebileceğini bu işin içinde olan bizler bile tahmin edemedik. Efdal ülkece içinden geçtiğimiz şu zor günlerde kendisine bir misyon edindi ve engin güldürme yeteneğini sosyal medya üzerinden paylaştığı çok ama çok komik klasik müzik temalı yazılarıyla bambaşka bir boyuta taşıdı. Öyle bir an geldi ki, sosyal medyayı aktif kullananlar güne, “bakalım Efdal bugün bizi güldürecek neler yazmış” diye başlar oldular. Tahmin edeceğiniz üzere benim de devreye girip “Andante’ye de yazar mısın Efdal diye sormam gecikmedi!” Sen de aramıza hoşgeldin Efdal!

Serhan Bali
Format 1 DERGİ
Yorumlarınız
Yorum yazmak için lütfen üye olun
Fiyatı 7,00 TL (KDV Dahil)
 
Lütfen Kullanıcı Girişi Yapınız
Kullanıcı Girişi
- Yeni Üye Ol
- Şifremi Unuttum
Beni Hatırla
   
Gizlilik İlkesi & Yardım
Mikrop Gramofon
Akçaağaç Sokak No:1/1A Acıbadem/İstanbul
Tel : +90 216 545 0386
GSM : +90 532 343 9328
Fax : +90 216 326 3920
Email : info@mikropgramofon.com

(C) Tüm Hakları saklıdır. 2005, Mikrop Gramofon
Designed by Kalmera.net
Trusted SSL Certificate